31 Mart 2009 Salı

"BU DA GEÇER"

Başlıktaki söz, "Bu da geçer"; birkaç yıl önce okuduğum Zülfü Livaneli'nin "Leyla'nın Evi"nde konağın duvarında asılı bir çerçevede yazılıydı. Sonra zaman zaman bazı kitaplarda bu cümleye ve hikayesine tekrar tekrar rastladım. Kişisel gelişim kitaplarında da bazen yer veriliyor. Son olarak şimdilerde okuduğum "Dünyadaki En Büyük Satıcı" isimli kitapta da bu sözün bahsi geçiyor. Ayrıca hattatlar da eserlerinde bu deyişi çok sık kullanırlar.

Bu sözün aslında çok çok derin bir anlamı var ve çıkışıyla ilgili hikayeyi sizlerle de paylaşmak isterim. Okurken keyif alırsınız diye düşündüm.
----------------------

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.

Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar.

Onların anlattıklarından, Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer...” Derviş, Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.

Birkaç yıl sonra, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir’den söz eder. “Haa o Şakir mi?” der köylüler, “O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.” Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş’i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: “Üzülme... Unutma, bu da geçer...”

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir, Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer...”

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer.” Derviş, “Ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır...

O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.


Bu da geçer Ya Hû

‘Bu da geçer Ya Hû’ sözünün aslı bundan bin küsur sene önceye, Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar, fena bir işe uğradıkları zaman ‘Bu da geçer’ mânâsına gelen ‘k’afto ta perasi’ demektedirler. İbare, Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp ‘in niz beguzered’ olur; Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘bu da geçer’ yapılır. Derken, tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna ‘Ya Allah’ mânâsına gelen bir ‘Ya Hû’ ilave edilip ‘Bu da geçer Ya Hû’ haline gelir.

http://www.budageceryahu.com/

10 Mart 2009 Salı

Eski elbiseleriniz çok mu değerli?

Sizlerle bir kampanya haberini paylaşmak istiyorum.. Buyrun..


--------------------------------------------------------------





80 AĞIR ZİHİNSEL ÖZÜRLÜ ÇOCUĞA BAKIM HİZMETİ VERİYORUZ....
ELBİSE-AYAKKABI VE ALT BEZİNE İHTİYACIMIZ VAR..
ESKİ ELBİSELERİNİZ SİZİN İÇİN ÇOK DEĞERLİ DEĞİLSE
BİZE GÖNDERİR MİSİNİZ ?..

VEYA TANESİ 500 KURUŞ OLAN
(ORTA BOY) UCUZ ÇOCUK BEZLERİNDEN BİZE BAĞIŞLAR MISINIZ ?

ÇOK ŞEY Mİ İSTEDİK ACABA?

ÇOK OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORSANIZ
0-258-272 23 78 NUMARADAN HANDAN ÖĞRETMENİ İSTEYİN..
HAKKIMIZDA GENİŞ BİLGİ EDİNMEK İÇİN
http://www.sefkatmerkezi.com/
adresini ziyaret edin..

KARGO ADRESİMİZ:
ÖZEL ŞEFKAT BAKIM MERKEZİ
PAMUKKALE KASABASI- DENİZLİ

10 Şubat 2009 Salı

bir gala- bir ders- bir nikah

Dün akşam Özen Film' in davetlisi olarak Recep İvedik2 nin galasına gittim. İlk Recep İvedik filmini pek beğenmemiştim ama dün akşam ikincisinde çok güldüm. Çok beğendim. Recep İvedik'in filmini beğenenler için genellikle kötü yakıştırmalar yapan toplumun özenti beyaz türklerine inat çok güldüm. Salondaki tiyatrocular, sanatçılar, eleştirmenler ve bilimum ünlü simalar da çok güldü... Herşey kendimiz için. Gülmek isterseniz gülün, seyretmek isterseniz seyredin, seyredersem bana kıro derler mi diye sırf entellektüel olmak pahasına başkalarına iyi görünmek için eleştirmeyin. Seversiniz sevmezsiniz o ayrı konu ama sırf kültürlü görünmek için 3 Maymun'u sevmeyin. Ben böyle insanlara saygımı yitiriyorum maalesef.


Bugün arkadaşlarla işimiz gereği çok ünlü bir markanın ürünü üzerinde konusuyorduk. Aaa bilmiyor musun ya da aa çok süper bir marka gibi konular geçti insanlar arasında. Baktım da ne kadar boş konular. Çok ünlü bir markayı biliyorsan, modacısını tanıyorsan sınıf atlıyorsun zannedebiliyorlar. Keşke o kadar kolay olsa.. Sonrasında "Ne adamlar gördüm üstünde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde adam yok" sözleriyle konuyu bağladık...
Bu entellektüellik de böyle birşey işte. Okudum izledim demek yetmiyor. Vizyon gerekiyor bazen.

Hafta sonu bir düğüne gittim ve nikah şekeri yerine hazırlanan bir şey çok hoşuma gitti. "Nikah şekeri yerine baba beni okula gönder kampanyası' na sizin adınıza bağış yapılmıştır. Gelin ve Damat ismi" yazılı kartlar verildi nikah şekeri olarak. Bu çok hoş bence.. Keşke ben evlenirken böyle bir fikir aklıma gelseydi ama 7 sene önce sanırım yoktu bu tarz birşey, ya da ben ve eşim dahil, akıl eden yoktu.. Hatta mesleğinize yönelik olarak bu dernekler farklı seçilebilir...

Benden size inciler uzun bir aradan sonra bu kadar.. sevgiyle kalın